Hey, sen.
Bir dur.
Gerçekten dur.
Koşmayı bırak ve saatine bak.
Kaç zaman geçti?
Sabahtan beri kaç saat?
Daha doğrusu…
Ömründen kaç yıl?
Bu şehir insanı yorar.
Ama asıl yoran şey hız değil, ritimsizliktir.
Her yer saat dolu ama kimsenin vakti yok.
Zamanı ölçüyoruz, yönetemiyoruz.
Koşuyoruz ama neden koştuğumuzu bilmiyoruz.
Gün bir hengâme ile başlıyor, bir koşuşturmayla bitiyor.
Akşam oluyor. Eve geliyoruz.
Yemek, ev işleri, yorgunluk…
Derken gece.
Ve hayatımıza yeni bir kavram giriyor: “günün intikamı.”
İnsanlar o kadar yoruluyor, o kadar istemedikleri bir hızda yaşıyorlar ki; uyuyup aynı döngüye yeniden girmek istemiyorlar.
Birkaç saat de olsa kendilerine ait bir zaman arıyorlar.
Gün bitiyor, gece başlıyor…
İntikam saati geliyor.
Kimi dizi açıyor, kimi telefonda kayboluyor, kimi sessizce hiçbir şey yapmadan oturuyor.
Bazen evde ailemizle bile olmak istemiyoruz.
Bütün gün insanlarla iç içeyiz ama biraz yalnız kalmaya ihtiyaç duyuyoruz.
Kalabalıkların içindeyiz ama iyi hissetmiyoruz.
Saat derken kolumuzdaki ya da telefondaki saatten bahsetmiyorum.
Hepimizin içinde görünmeyen bir saat var.
Ve çoğumuz onu dinlemeyi unuttuk.
Her insanın bir ritmi vardır.
Kimi sabah kahvaltı ister, kimi öğlene kadar aç kalabilir.
Kimi tek öğünle yaşar, kimi gün boyu atıştırır.
Bu da yüzlerimiz gibidir; hiçbiri birbirinin aynısı değildir.
İç saatini dinlemeyen insan, zamanla kendine yabancılaşır.
Köyde ya da kampta sabah erken kalktığınızda fark edersiniz:
Doğa acele etmez ama asla geç kalmaz.
Önce bir kuş öter.
Sonra bir diğeri cevap verir.
Bu bir tesadüf değildir; bu onların saatidir.

Böcekler aynı anda vızıldar.
Horozlar öter.
Güneş yükseldikçe hayat hızlanır.
Çoban ağıla yönelir, inekler ve koyunlar kapıya yaklaşır.
Kimse bağırmaz.
Kimse kimseyi zorlamaz.
Ama herkes ne yapacağını bilir.
Liderlik burada sessizdir.
Çoban sürüyü bağırarak değil, ritmi bilerek yönetir.
Sürü onu gücünden değil, zamanın bilgisinden tanır.
Kurt sürüsünde de böyledir.
Lider en önde koşan değildir; en arkayı kollayandır.
Yaralıyı bırakmaz, zayıfı dışlamaz.
Doğa bize şunu öğretir:
Otorite bağırmaz.
Yönetim zorlamaz.
Liderlik ritim tutar.
Liderlik bir denge sanatıdır.
Ne aşırı kontrol, ne başıboşluk.
Her şey zamanında ve yeterince olmalıdır.
Şirketlerin de mevsimleri vardır.
Her dönem gündüz gibi aydınlık olmaz.
Her zaman büyüme yaşanmaz.
Yeni bir gün doğmadan önce karanlık, yavaş yavaş gelir aydınlık.
Ama hareket de orada başlar.
Olgunluk dönemi öğle vakti gibidir:
Verim yüksektir.
Odak nettir.
Akşam vaktine benzeyen dönemlerde durmayı bilmeyen şirketler tükenir.
Güçlü liderler herkesi hemen şirket saatine uydurmaya çalışmaz.
Önce herkesin saatini öğrenir: çalışanların, tedarikçilerin, müşterilerin…
Yani mevsimi bilir.
Zamanı okur.
Aile de böyledir.
Çocuklar sürgündür.
Onları kendi hızımıza zorladığımızda kırılırlar.
Çocuk yetiştirmek zorlama değil, ritim öğretmektir.

Ticaret baskı değil, zamanlama sanatıdır.
Hayatta çok zor kazanan insanlar görürüz.
Oysa hayat her zaman zor değildir; çoğu zaman ritmimiz yanlıştır.
Her insan önce kendi kendinin yöneticisidir.
Gününü ve rutinini yönetmek, kendi iç saatini tanımakla başlar.
Koşarken durup saate bakabilmek cesaret ister.
Çünkü bazen durduğunda şunu fark edersin:
Yanlış yöndesindir.
Gerçek güç çoğu zaman hızda değil; ne zaman yavaşlayacağını bilmektir.
“Koşarken Hiç Saatine Baktın Mı?” için 18 yanıt
-
Çok etkileyici… “Günün intikamı ” çok etkileyici bir tanım olmuş. Aktarımıma yerleşecek bir tanım… Birçok insanın gece insanı olmasının altında yatan sebep bu; “kendine ait bir zaman” isteği…
-
Okurken düşündüren, tekrar tekrar okuyup sıkılmadığım bir yazı olmuş…emeğinize sağlık 👏👏👏
-
-
Saat ile insanın haraket süreci işleyişi çok güzel olmuş
-
Dışımızdaki ritme uyacağız diye iç ritmimizdeki denge şaşıyor. Bu makale, kendinden dışa doğru olması gereken uyumu hatırlattı.
-
Hayatın ritmi ve ritimsizlik iki zıt ve akıbetleri iyi çıkarımlar örnekler ile desteklenmiş bir makale zaman yönetimi üzerine gerçekçi bir yaklaşım sunulmuş tebrikler elinize sağlık
-
Tam da günümüzün sorunu herkesin dilinde “Zamanı yetiştiremiyorum”
Ne güzel anlatılmış. Bizimde ritmimiz yanlış olabilir mi?:)) -
Saatleri tekrar ayarlama vakti geldi. İnsanoğlu, doğru zamanlamayı ayarlayabildiğinde, her işinde başarıya doğru ilk adımını da atmış oluyor.
-
Hayat koşturmacası içinde saate bakmak ne mümkün. Hele de yanlış yönde olma ihtimalimiz de varsa… Oysa doğada en güçlü olan değil uyumlu olan, doğanın ritmini yakalayan hayatta kalır. Bizler de aslında hayatın ritmine uyumlanmalıyız. Yoksa daha çok yanlış yollardaki zorlanmalarla uğraşıp dururuz…
-
Harika bir anlatım muhteşem bir parça etkileyici…
-
Zaten insan en çok kendi kendisine eziyet eder. Hiç şımartmaz kendisini. Tek başına olmayı, kendi ritmini bulmayı, kendi içine çekilmeyi bilmez, aklına getirmez. Böyle olunca da savrulur gider dünya koşturmacasında. Neyi, neden yaptığını bilmeden. Bu yüzdendir onun istediği şeylere ulaşamaması.
-
belki de sadece saat gibi ritimli olmamız yeterliydi…
-
Tüm karar sistemimizi etkileyen sürecin nasıl oluştuğunu sade ve anlaşılır akıcı bir yazı ile okumak iyi geldi.
-
“Günün intikamı” çok vurucu iki kelime olmuş.
Gün içinde o kadar çok dayak diyoruz ki intikam için bizi dövenin yorulup köşesine bekliyoruz gibi.
Demek ki gün içinde yaptıklarımızı sorgulamamız lazım.
Bana bunu düşündürten yazara selam olsun. -
Emeği geçenlere elinize sağlık. Devamı gelir inşallah:)))
-
Modern hayatın hızından çok ritimsizliğinin insanı yorduğunu anlatır. İnsanların sürekli koştuğunu ama neden koştuğunu bilmediğini, bu yüzden kendine yabancılaştığını vurgular. Doğadan örneklerle, her canlının kendi zamanına göre hareket ettiğini ve gerçek liderliğin zorlamak değil, doğru ritmi bulmak olduğunu ifade eder. Sonuç olarak yazı, hem bireyin hem de liderin başarılı olabilmesi için kendi iç saatini tanıması ve ne zaman hızlanıp ne zaman duracağını bilmesi gerektiğini anlatır.
-
Hey sen. Sana diyorum. :)))
Yazanın emeğine sağlık. Bize yazmış
Kendine değil. -
İnsanın somut elle tutulur gözle görülür dünya hayatını ve zamanını bırakıp kendi iç dünyasındaki soyut olan elle tutulmayan gözle görülmeyen ama insanın içinde doğruyu yapan ve ayarlayan saatine ve yazılımına uysa her şeyi düzelecek
-
Neyse ki her gün her sabah yeniden başlama hakkımız var. Bu sabah olmazsa yarın sabah…
Bir yanıt yazın