KOVULDUN

Bu pazar diğerlerinden farklıydı. Kahvaltı bitmiş ancak masa toplanmamıştı. Masadakiler uzun uzun aralarında bir şeyleri konuşuyorlardı. Saatin ne zaman öğlen olduğunu fark etmemişlerdi. Hararetli bir şekilde çözüm üretmeye çalışıyorlardı.

Ufuk ve Selda’nın evlerinde her hafta rutin olan keyifli Pazar kahvaltıları olurdu. Bugün önemli bir konuyu etraflıca değerlendirmek için fırsat olmuştu. Çocukları Selim de hızlıca kaşarlı tostunu yemişti. Sonrasında sitede arkadaşları ile oynamaya çıkması onlar için rahat konuşacak bir imkân oluşturmuştu. 

Ufuk 30’lu yaşlarının ortasındaydı. Bir holdingin finans departmanında müdür olarak çalışıyordu. Eşi Selda ile evleneli 8 yıla yakın olmuştu. Oğulları Selim evlendikleri ilk yıl doğmuştu. İkinci çocuklarının doğumuna da 1 aydan az bir süre kalmıştı. Selda da doğum iznine ayrılmış ve ikinci çocuğunu kucağına alacağı vaktin gelmesini heyecanla bekliyordu. Son günlerde yürümek bile onu zorluyordu.

Ufuk bu şirkete başlayalı bir yıla yakın olmuştu.  İlk yöneticilik deneyimiydi. Daha önce holdingin farklı departmanların da çalışmış ve hepsinde yüksek düzeyde performans göstermişti. Çalıştığı tüm yöneticilerinden ve arkadaşlarından övgüler almıştı. Yöneticilik pozisyonuna geçiş döneminde gelen bu olumlu geri bildirimler onu yeni pozisyona geçiş için motive etmişti.

 Bu pozisyon Ufuk için yeni olduğundan sorumlulukları da artmıştı. Daha önce operasyonel olarak yaptığı işleri şimdi kontrol ediyordu. Ayrıca beş kişilik bir ekibin yaptığı işlerin süreçlerinden sorumluydu.

Ekibinden biri 60’lı yaşlarına yaklaşmış ve emekli olmayı bekliyordu. Ufuk’un gelmesini kendisinin müdür olmasına bir engel olarak görmüştü. Diğer tarafta yeni işe başlamış ve deneyimsiz bir çalışanı da vardı. Diğer kişiler de kendi hallerinde, kimi biraz gayretli kimisi de verilen işi yapıp geçen, ötesine hiç karışmayan tiplerdi.

Ufuk bu yöneticilik sürecinde özellikle insan yönetimi konusunda biraz zorlanmıştı.  Yapılan işlerin doğruluğunu kontrol edip üst yönetime raporları iletmekle sorumluydu. Ayrıca ekibinin motivasyonunu sağlamak ve onların gelişimine katkı vermek durumundaydı. Çünkü holding için çalışanların memnuniyeti önemliydi.

Bu süreçte zaman zaman hata yaptığı da olmuştu. Detayları soracağı ve iyi anlayıp karar vermesi gereken konularda acele karar verdiği oluyordu. Sonraki süreçte de bu durumu düzeltmek için uzun saatler harcaması gerekiyordu. Bu sebeple yerinde kontrol etmesi gereken bazı işlere yetişemiyordu.  Sonra müdahale etmeye çalıştığında da gecikmiş oluyordu. Bu gecikmelerini genel müdür’ün uyarması ile fark etmişti ne yazık ki.

Eşi Selda hamile olmasına rağmen Ufuk’un bu döneminde ona fazlasıyla destek olmuştu. Süreci kolay atlatması için elinden geleni yapıyordu. Farklı karakterdeki insanların yönetilmesi hususunda her birinin motivasyon şekillerinin aynı olmadığına kanaat getirmişlerdi kahvaltı sohbetinin ilerleyen saatlerinde.

Ufuk’un ekibinde emekli olmayı bekleyen çalışanı, yeter ki ek mesai yapmayalım ve 18:00’da çıkalım düşüncesindeydi. Fazladan çalışma gereken durumlarda Ufuk’a destek olmuyordu. Bu yüzden Ufuk onun açığını da kapatmak zorunda kalıyordu. Diğer bir genç çalışan ise sorumluluk alıyor ama bunun için sürekli övgü bekliyordu. Ufuk bu iki karakterin arasında zaman zaman sıkışıp kaldığını hissediyordu.

Yeni dönemin bütçe çalışmaları için şirketin genel müdürü Ufuk’tan detaylı bir çalışma istedi. Personel gideri, genel gider gibi tüm kalemlerin detaylarını içeren bir çalışma bekliyordu. Ufuk kendince kalemleri belirledi ve önümüzdeki yılın beklenen artış oranını tahmin ederek çalışmayı hazırladı.

Toplantı için genel müdür odasına Ufuk’u çağırdı ve çalışmaya bakmaya başladılar. Giderleri detaylı sormaya başlamıştı genel müdür. Ufuk onun istediği detayda çalışmamıştı. İlk sorulara kendince bir cevap vermeye çalıştı ama sorular ilerledikçe verdiği cevaplar kendisini bile tatmin etmemeye başlamıştı.

Genel müdür son olarak yeni dönemin artış oranı için oranı kimden aldığını sordu. Ufuk kendi tahminim deyince genel müdür bu konuda Holding’den ve insan kaynakları ekibinden veri temin etmesi gerektiğini, ek olarak resmî kurumların tahminlerini de dikkate alarak bir oran getirmesini söyledi. En azından geçmiş dönemlerde bu şekilde yapıldığını ve bu işin bu şirkette ilk defa yapılmadığını sert bir şekilde ifade etti. Ufuk bu konuda daha önce yapılmış çalışmaları dikkate almamış ve vakti de yetmediği için hızlıca bir şeyler yapmış fakat pek de istenen kalitede bir sonuca varamamıştı.

Aynı gün mesai bitimine yakın genel müdür Ufuk’u odasına çağırdı. Ailesinin durumunu, eşini ve kendi keyfinin nasıl olduğunu, bu görevinden memnun olup olmadığını detaylıca sordu. Ufuk konunun nereye geleceğini tahmin etti. Genel müdür onunla çalışmayı pek istemiyordu. İstediğim taktirde tüm haklarımı vererek yolları ayırabiliriz diye bana söyledi.

Ufuk her ne kadar yeni görevinde çok başarılı olduğunu düşünmese de işlerin bu aşamaya geleceğini pek tahmin etmemişti. Kendini çok kötü hissetti, şimdiye kadar tüm çalıştığı yerlerde övgü almıştı. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşmak ona çok ağır gelmişti.

İşte o Pazar kahvaltısında eşi Selda ile bu durumu konuşuyor, detaylıca tüm seçenekleri değerlendiriyorlardı. Tam bu hararetli konuşmanın bitiminde oğlu Selim kendi anahtarı ile kapıyı açarak geldi ve hızlıca televizyonun kumandasını aradı. Çok önemli bir görevi yerine getiriyor gibiydi. Ne üzerini değiştirdi ne ellerini yıkadı. En sevdiği çizgi filmi açtı. Televizyonun sesi Ufuk ve Selda’nın sesini böldü bir anda. Bölmekle kalmadı duydukları ilk cümle Ufuk’un zihnine ok gibi saplandı.

Uzun kulaklı çizgi film kahramanı kendisini kovalayan uzun sakallı kısa boylu kovboyu bir anda atlatıp ” Hey bu kadar sinirlenme hayat bazen havucu elinden alır sonra sana tarlayı verir” dedi.

Ufuk’un başından aşağıya kaynar sular döküldü.

Peki Ufuk’un sınavı neydi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner